Doğu Akdeniz’in tatil rotası
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Yaşam
İnsanlar
İlişkiler
Alışveriş
Hayvanlar Alemi
Lezzet
Gezi
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Yaşam » Gezi

Doğu Akdeniz’in tatil rotası

Mersin’in batısındaki Anamur ilçesinden başlayıp Adana’ya, oradan da Osmaniye ili ve Hatay’ın güneyindeki Samandağ ilçesine kadar uzanan Doğu Akdeniz’in tatil rotasında, turistleri, çok sayıda tarihi ve doğal güzellik ile farklı lezzetler bekliyor.

 DİĞER HABERLER

  YAŞAM - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

AA
Güncelleme: 16:24 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

HATAY/ADANA/MERSİN - Mersin, Adana, Osmaniye ve Hatay’ı kapsayan Doğu Akdeniz, bölgede binlerce yıl hüküm süren medeniyetler, ev sahipliği yaptığı dini merkezler ve kültürel zenginliğiyle turistler için eşine rastlanmaz bir gezi alanı haline geliyor.
Haberin devamı

Mersin’in en batısındaki Anamur ilçesinden başlanacak yolculukta, muz ve çileğiyle ünlü kentte, bu mevsimlerde, bol miktarda taze meyve bulunabiliyor.

Silifke’ye doğru giderken, kara yolu üzerinde, Anamur’un 6 kilometre güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi, belgelere göre Milattan Sonra 4. yüzyılda Romalılar tarafından yapıldı. Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletildi. Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kentlerinden birisi olarak biliniyor.

Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesi ile Antalya kara yolunun 22. kilometresinde kuzeye ayrılan 5 kilometrelik asfalt yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, 12. yüzyılda denize hakim bir tepe üzerine inşa edildi.

Taşucu-Silifke karayolunun 6. kilometresinden sola ayrılan 1 kilometrelik yolla ulaşılan Azize Aya Tekla Bazikilası (Meryemlik), Hristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu mekan, 312 yılına kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanıldı.

Taşucu beldesindeki lokantalarda, deniz ürünü sevenler mavi yengeç ve yılan bağlı ve lagos balığını deneyebilir. Kentte restore edilen 1805 yılına ait Hacıpaşa Saat Kulesi, Amfora Müzesi, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin birebir aynısı olan Atatürk Evi gezilebilir, belde yakınındaki Barbaros Koyunda çadır kurulabilir, denize girilebilir.

Yoğurduyla ünlü Silifke’de şehir merkezinden geçen milattan sonra 78 yılına ait Taş Köprü, 2. yüzyıla ait Roma Tapınağı ve Silifke’ye hakim 185 metre yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış Helenistik veya erken Roma dönemine ait olduğu anlaşılan Silifke Kalesi de görülmesi gereken mekanlar arasında bulunuyor.

“NEFESİNE GÜVENEN İNER”
Silifke’nin en ünlü turistik mekanı ise Cennet Çöküğü ve Cehennem Çukuru. Cennet çöküğü, erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana geldi. Mağarada küçük bir kilise bulunuyor. Çöküğe, 452 basamaklı merdivenle nefesine güvenenler inebiliyor. Erozyonla oluşmuş Cehennem Çukuru ise Cennet Çöküğünün 75 metre kuzeyinde bulunuyor. Yörede bir de “Astım-Dilek” mağarası yer alıyor.

Bu ilçenin Susanoğlu beldesi ise temiz denizi ile dikkati çekiyor. Halk plajının da bulunduğu bu beldede gönül rahatlığıyla denize girilebilir.

Silifke’ye bağlı Kızkalesi beldesi sahilinin 200 metre açığındaki küçük adacık üzerinde, Kızkalesi ve karşısında sahilde yer alan Korikos Kalesi bulunuyor. Erdemli sahili ise turistlerin denize girmek için tercih ettiği yerler arasında bulunuyor.

Erdemli ilçesine bağlı Uzuncaburç beldesindeki Zeus Tapınağı, Ayaş beldesindeki Elausa Tapınağı ve amfi tiyatro ve Alahan Manastırı, görülmeye değer mekanlar arasında yer alıyor.

MERSİN VE TARSUS
İl merkezindeki Mersin Müzesi’nde, arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir ediliyor. Ayrıca kentin yazlık evlerinin yoğun olarak bulunduğu Mezitli beldesinde deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7. yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kuruldu ve kente “güneş” anlamına gelen “Soloi” adı verildi.

Mersin il merkezinde bol sayıda bulunan ciğerci ve tantuniciler de tatilcilerin damak zevkine hitap ediyor.

ADANA YÖNÜ
Mersin’den ayrılıp Adana yönüne hareket edildiğinde ise özellikle Hristiyanlığın ilk zamanlarına ait önemli eserlerin yer aldığı Tarsus’a ulaşılıyor.

İlçenin girişindeki Bizans dönemine ait Kleopatra Kapısı, Vatikan tarafından ilan edilen “St. Paul Yılı” nedeniyle restore edilen St. Paul Kilisesi ve Kuyusu, 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenen ve 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilen Eski Cami, görülebilecek eserler arasında yer alıyor.

Danyal Peygamberin makamının bulunduğu Makamı Şerif Camisi ve Danyal Peygamber Kabri, 557 yılında Ramazanoğulları’ndan Kubat Paşa tarafından yaptırılan ve 1966 yılında restore edilerek müze haline getirilen Kubat Paşa Medresesi de kentin tarihi değerleri arasında bulunuyor.

Tarsus ilçe merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay’ı üzerinde yer alan Tarsus Şelalesi de görülebilecek doğal güzellikler arasında sayılıyor.

Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası) Tarsus’un kuzeybatısında, 14 kilometre uzaklıktaki Dedeler köyünde bulunuyor.

Milattan sonra 2. yüzyıl başlarında dönemin hükümdarı Dakyanus’un zulmünden kaçan Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Dekarnuş, Sazenuş, Kafetaltayuş ve köpekleri Kıtmir’in bu mağaraya sığındıkları; bazı kaynaklara göre 309, bazı kaynaklara göre 900 yıl uyudukları rivayet ediliyor. Eshab-ı Kehf hakkında, diğer semavi dinlerin kitaplarında da bölümler yer alıyor.

ADANA ÇOK SAYIDA MEDENİYETİN İZLERİNİ TAŞIYOR
Tarsus’tan çıkıp, yarım saatlik kara yolculuğuyla ulaşılan kebabı ve şalgamıyla ünlü Adana, binlerce yıllık tarihiyle çok sayıda medeniyetin izlerini taşıyor.

Çukurova’nın ortasında kurulmuş Türkiye’nin en büyük dördüncü kenti Adana, verimli topraklarından dolayı, birçok uygarlığın yaşadığı bölge olması nedeniyle, değişik medeniyetlerin bıraktığı eserler açısından da zengin...

Antik dönemde Kilikya bölgesinin önemli kentleri arasında yer alan Adana’da, kent merkezinden geçen Seyhan Nehri’nin en dar yerinde bulunan ve Evliya Çelebi’nin yazdığına göre, Abbasi halifesi Memnun döneminde üzerinden geçenlerden haraç alınan Taşköprü, adeta yıllara meydan okuyor. Restore edilerek, araç trafiğine kapatılan Taşköprü’nün, 1500 yıl önce Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.

Köprünün yanındaki, eski Adana evlerinin yoğun olarak bulunduğu Tepebağ Mahallesi ve tarihi Kız Lisesi, Adana Merkez Sabancı Camisi ile bitişiğindeki Merkez Park ve Seyhan Baraj Gölü’nün izlenebildiği Adnan Menderes Bulvarı, görülmesi gereken mekanlar arasında yer alıyor.

Merkez Sabancı Camisi bitişiğindeki Arkeoloji Müzesi ile Kuruköprü civarındaki Etnografya Müzesi’nde ise bölgeden çıkan arkeolojik buluntularla, Türk el sanatlarının teşhir edildiği eserler görülebilir.

Kentte, Adana kebabı ve bunaltıcı havada en iyi yiyecek olarak nitelendirilebilecek, buzdan yapılan “bici bici” yiyilebilir, ünlü şalgam suyu da içilebilir.

YILAN KALESİ VE ANAVARZA
Adana-Ceyhan kara yolunun 25. kilometresinden ayrılan 3 kilometrelik yolla ulaşılan ve Ceyhan Nehri’nin kuzey yakasında yer alan Hititlerden kalma antik kent Misis (Yakapınar) ile Misis Köprüsü gezilebilir.

Misis’ten sonra Ceyhan yönüne gidildiğinde, 12. kilometrede, Yılan Kalesi’ne ayrılan 3 kilometrelik yola ulaşılıyor. Haçlı ordularının 11-12. yüzyılda yaptığı tahmin edilen kale, “yılanların kralı” anlamına gelen “Şahmaran Efsanesi”nin de kaynağı olduğu öne sürülüyor.

Anavarza Antik Kenti’ne gitmek için de Ceyhan’dan Kozan yönüne gidip, 23. kilometreden sağa ayrılıp 5 kilometre devam edilmesi gerekiyor. Kozan’ın Dilekkaya köyü ile iç içe olan antik kentin M.Ö 1. yüzyılda bir Roma kentleşme merkezi olarak kurulduğu sanılıyor.

Tarihi kaynaklara göre, kent, Kilikya bölgesinde düzenlenen şenliklerin, olimpiyatların merkeziydi. 525 ve 565’teki depremlerde yıkılan kent, Bizans İmparatoru Justinianus döneminde onarıldı. 8’inci yüzyıldan itibaren Abbasiler, Selçuklular, Bizans ve Haçlılar arasında sürekli el değiştiren Anavarza, bir süre Ermeni krallığının da merkezi oldu. Anavarza Kalesi ise oldukça dik ve taşlı çıkılabilen 200 metre yüksekliğindeki bir tepede yer alıyor.

Osmaniye-Kadirli kara yolundaki Karatepe ayrımından hemen sonra karşılaşılan önemli bir ören yeri ise Kastabala Antik Kenti...

Ceyhan Nehri kıyısında kurulmuş kente sütunlu cadde ile giriliyor. Yolun güney kesiminde bazilika olduğu sanılan büyük bir yapı var. Kente giriş kapısının arkasında oldukça iyi durumda olan tiyatro ve stadyum kalıntıları göze çarpıyor. Tepede ise “Bodrum Kalesi” diye adlandırılan bir Ortaçağ yapısı bulunuyor.

KÜNEFE HATAY’IN VAZGEÇİLMEZİ
Yöresel yemekleriyle ünlü Hatay’da özellikle kendine özgü künefe çok tüketiliyor. Ayrıca, kağıt ve tepsi kebap en çok aranan yemeklerin başında geliyor.

Osmaniye’den Hatay’a doğru yola çıkıldığında önce Dörtyol ilçesine ulaşılıyor. İskenderun Körfezi ile Nur Dağları arasında kurulu bu kent, narenciye üretimi, plajları ve Botaş Boru Hattı Tesisleri ile biliniyor.

İlçeye bağlı Payas beldesinde ise Sokullu Külliye’si bulunuyor. Burada, Osmanlı mimari örneklerinden, tarihi kervansaray, hamam, cami ve medreseler yer alıyor.

Akdeniz’in doğu ucunda bulunan İskenderun Körfezi kıyısındaki İskenderun ilçesi ise dağları ve yaylarıyla ünlü. İskenderun’a 33 kilometre mesafedeki Arsuz beldesi temiz denizi ile önemli bir turizm ve tatil merkezi konumunda. Ayrıca, burada antik şehir kalıntıları yer alıyor.

İskenderun’dan hareket edince Amanosların en yüksek kesimlerinden Belen Geçidi’ne ulaşılıyor. Buradan geçerken Amik Ovası’nın doyumsuz güzelliğini izlemek mümkün.

Geçitten indikten sonra ulaşılan Antakya ise Müslüman, Hristiyan ve Yahudi vatandaşların barış ve hoşgörü içinde yaşadığı bir kent. Kentte cami, kilise ve havrayı yan yana görmek mümkün. Bu kentte, herkes ibadetini özgürce yapıyor.

Kentte görmeye değer tarihi yapıların önemli bölümü Kurtuluş Caddesi’nde bulunuyor. Şehrin ana caddelerinden biri olan ve çok sayıda dükkanın sıralandığı cadde üzerinde, Ulu Cami, Anadolu’nun ilk camisi unvanını elinde bulunduran Habibi Neccar Camisi ve türbesi, Süveyka Camisi, Katolik Kilisesi görülebilir. Giriş kapısı üzerindeki freskleriyle dikkat çeken Ortodoks Kilisesi ise Kuruluş Caddesi’ni Meydana bağlayan ara caddelerden biri üzerinde ve dar bir pasajla büyük avlusuna giriliyor.

Zemininde yer yer bozulmuş mozaik kalıntıları ve duvarlarındaki freskleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeken St. Pierre Kilisesi, Habibi Neccar Dağı’nın eteklerindeki bir mağaraya kurulmuş. Bu mağara, Hristiyanların ilk toplanma yerlerinden biri olarak biliniyor ve Hristiyanlar için hac yeri olarak kabul ediliyor.

DÜNYANIN EN ZENGİN İKİNCİ MOZAİK MÜZESİ
Antakya Mozaik Müzesi’nde ise Antakya’da yaşanan zenginlik ve ihtişam dönemini simgeleyen en güzel eserlerden Antakya mozaikleri ile binlerce tarihi eser yer alıyor. Müze, sergilenen mozaiklerin büyüklüğü, sayısı ve kalitesi açısından dünyanın en zengin ikinci mozaik müzesi sayılıyor.

Hatay, yöresel yemekleriyle de ünlü bir kent. Özellikle kendine özgü künefe çok tüketiliyor. Ayrıca, kağıt ve tepsi kebap en çok aranan yemeklerin başında geliyor. Şelalesiyle ünlü Harbiye ise kentin en önemli eğlence ve mesire yeri.

İl merkezinden çıkıp güneye doğru ilerleyince, dünyanın en uzun kumsalına sahip Samandağ ilçesine ulaşılıyor. Burada deniz kaplumbağaları koruma altında bulunuyor. Plajda piknik alanları, pansiyon ve lokantalar yer alıyor.

Samandağ’ın 4 kilometre kuzey batısında, deniz kıyısında Çevlik köyü yer alıyor. Çevlik köyünde Seleukia Ad Piera antik kenti kalıntıları bulunuyor. Burada, dünyanın ilk tüneli olan, Roma döneminde dağlardan inen suların sürüklediği tortuların limanı doldurmasını önlemek için İmparator Vespesianus tarafından yaptırılan, 7 metre yüksekliğindeki ve 130 metre uzunluğundaki Titus Tüneli görülmeye değer.

Türkiye’de Ermeni asıllı Türklerin yaşadığı tek Ermeni Köyü Vakıflı’da köylüler organik tarım ile uğraşıyor. Ayrıca, ziyaretçilere turunç ve farklı aromalı reçeller sunuyorlar. Son derece bakımlı köyde, konaklamak için pansiyonlar da yer alıyor.

Suriye sınırındaki Reyhanlı ilçesinde ise Yenişehir Gölü üzerinde kurulu lokantalarda, yöreye özgü “tuzda tavuk” yenilebilir. Tuzdan fanus içinde pişirilmesine rağmen tadında yoğun tuz olmayan tavuk, eşsiz lezzetiyle tüm ziyaretçiler tarafından tercih görüyor.

Samandağ-Yayladağı ilçeleri sınırında Sebenoba ve Gözene köyleri arasında yapılan ve 60 milyon Euro’ya mal olan, 15 türbinli, yıllık 110 milyon kilovatsaat enerji üretimi sağlayacak rüzgar enerji santrali de ilginç yapılar arasında bulunuyor.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

ali yolcu  - Hatay
15 Haziran 2008, Pazar 22:04  
HATAYın samandağ ilçesi doğal güzelliği zengin ama gerek şehirleşme gerek altyapı olarak tam bir rezalet. alt yapı denen şey yok tüm pislikler yol (tabi yol denirse) kenarından akıyor. sahil boyunca çöpten geçilmiyor. ne adam gibi bir otel ne bir restaurant mevcut. turisti getirecende turist bu pislik içinde ne yapsın. lağım kokusunu içine mi çeksin? ne devletin ne de yerel yönetimin hiç bir yatırımı yok. turist getiripte rezil olmayın. önce adam gibi bir şehir yapın ondan sonra turist getrin benden söylemesi.

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları