Ne içgüdü, ne de hormonlar… Anne sevgisinin dozu ve şiddeti genlerle ilintili. Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisini baba sevgisinden farklı olmasını ve bazı annelerin bebeklerini reddetmesini benzer genetik faktörlere bağlıyor.
ADANA - Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman Demirhan, annenin vücudunda bebeğe ait kök hücrelerin bulunduğunu ve annenin çocuğuna olan hislerinin bu kök hücrelerin varlığı nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Demirhan, NTVMSNBCye anne sevgisinin kökenini anlattı.
Annenin doğurduğu çocuğun kök hücrelerini 27 yıl gibi çok uzun bir süre taşımaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Osman Demirhan, şunları söyledi:
Bebeğin kök hücreleri annenin beyninde nöron, kalbinde hücre ve kalp dokusu oluyor. Yani anne doğurduğu çocuğun kök hücrelerini çok uzun bir süre içinde yaşatıyor. Aynı durum babalarda söz konusu değil. Bu nedenle annenin sevgisi, babanın sevgisinden çok daha güçlü.
DOĞUM ANNEYİ YENİLİYOR Kadın doğum uzmanları sürekli bebeğin anneyi yenilediğini belirtirler. Anne mutlaka doğum öncesi ve sonrası bebeğini korumak ve yetiştirmek için sağlam kalmak zorunda. Annelik duygusunun devam edebilmesi için annenin dokularının yenilenmesi gerekiyor. Bu yenilenme annede bulunan bebeğin kök hücreleri aracılığıyla oluyor. Kök hücreler zedelenmeleri onaran ana hücrelerdir, onarım ihtiyacına göre gereken hücreye dönüşürler.
Annede doğurduğu çocuğun kök hücrelerini araştıran Prof. Dr. Demirhan, Bu kök hücreleri bulabilirsem annedeki şefkat ve sevgi duygusunun, babadan farklı olarak genetik birliktelikle ilişkili oluğunu kanıtlayacağım dedi.
ÇOCUĞUNU SEVEMEYEN ANNELER VAR Prof. Dr. Demirhan şöyle devam etti: Dünyaya getirdiği çocuğunu sevemeyen, hatta nefret eden anneler var. Böyle bir anneye doku testi uyguladık. Bütün dokulardan örnekler alarak DNAlarını karşılaştırdık. Annenin kimerik olduğu, yani kimerizm gösterdiği ortaya çıktı. Kimerizm, döllenmiş iki yumurtanın birleşmesi ve ikiz yerine tek bebeğin doğması sonucu ortaya çıkıyor. İki yumurta birbirine temas ediyor, yumurta zarları eriyor ve iki yumurta birleşip tek bir beden içerisinde farklı DNA ve farklı iki ikize ait olan organ ve dokuları bulunduruyor.
GENETİK YAKINLIK UZAKLAŞTIKÇA SEVGİ AZALIYOR Bu durum sonucunda dünyaya gelen bebek kadının doğmayan ikizinin DNAsını taşıyabiliyor. Dolayısıyla anne doğurduğu çocuğun biyolojik annesi olabiliyor ama gerçek genetik annesi olmuyor. O bebek ikinci ikizine ait olan yumurtalıkta geliştiği için anne onu reddediyor. Genetik birliktelik ve birebirlik olmuyor; yani genetik yakınlık uzaklaştıkça sevginin dozu azalıyor.
TÜP BEBEKLERDE RASTLANABİLİR Hermafrodit cinsiyet bozukluğu olan bazı insanlarda da bu durum söz konusu. Özellikle tüp bebek olaylarında çok karşılaşıyoruz. Son yıllarda yaygınlaşan tüp bebek uygulamaları da ileride kimerizm vakalarında artışa yol açabilir, çünkü tüp bebek uygulamasında, iki embriyonun aynı anda döllenme olasılığı çok fazla.
PSİKİYATRİK VAKA DEĞİL Bu durum ilk bakışta psikiyatrik vaka olarak düşünülüyor. Kesinlikle hepsi psikiyatrik vaka değil. Hamilelik sırasında annenin geçirdiği ya da doğum sırasında çocuğunun karışması gibi çeşitli travmalara bağlı olarak değil, kısacası reddetme duygusu değil.
Şöyle bir gerçek var ki: Bu durum hem anne için, hem de bebek için zor ve her ikisinde de ruhsal sorunlara yol açıyor. Anne kendine sürekli Neden sevemiyorum? sorusunu sorarken, çocuk da sevilmediğini hissederek anneden uzaklaşıyor.
Bu tür annlerin mutlaka genetik analizleri yapılarak kimerik olup olmadıklarının ortaya çıkarılması gerekiyor. Daha sonra psikiyatrik tedavi almaları gerekiyor. Kimerik annelere ücretsiz danışmanlık veriyoruz Sonuç olarak anne bunu kabullenerek, çocuğuna ısınabiliyor ve ömür boyu depresyon ilaçları kullanmak zorunda kalmıyor.
BABA 23 KROMOZOMU VERİP GERİ ÇEKİLİR İnsanlar bütün X kromozomunu anneden alır. X yani dişilik kromozomunun, erkeklik kromozomunun 3 katı büyüklüğünde olduğu ve içinde 3000-4000 tane genin varlığı tahmin ediliyor. Baba ise 23 kromozomunu verip geri çekiliyor.
Erkeklik kromozomu sadece cinsiyeti belirliyor. X kromozomu ise sadece dişilik genini değil, aynı zamanda diğer vücut özelliklerimizi kontrol eden genleri taşıyor.
Bununla birlikte biz bütün mitokondrial DNAmızı anneden alıyoruz. Mitokondrial DNAya bağlı özellikle nörolojik hastalıklar ön planda ve o mitokondrial DNAyı babadan değil, tamamen anneden alıyoruz.
GENETİK MİRASIMIZIN AĞIRLIĞI ANNEDEN Ayrıca annenin yumurta stoplazmasının içindeki faktörleri de kullanıyoruz ve genetik faktörler o stoplazma içinde... Yani yumurta stoplazmasının içeriği, mitokondrial DNA ve X kromozomu anne kaynaklı olduğu için genetik mirasımızın çoğunu anneden almış oluyoruz.
Dolayısıyla Xe bağlı zeka durumları da anneden kaynaklanıyor. Genetik mirasın ağırlığında babadan çok anne baskın rol oynuyor.
bu durumda zekanında anneden geçtiği
söylenilebilir mi???
eğer zeka anneden alınan x
kromozomundan geçiyorsa kadınlarda iki
x kromozomu olması nedeniyle
kadınların daha zeki olduğu
söylenilebilir mi???
çiçek - Ankara
24 Temmuz 2008, Perşembe 16:14
Daha detaylı bilgi almak için ne
yapabilirim?Çok önemi bir konu.
seyda karadüllü - İzmir
28 Haziran 2008, Cumartesi 23:34
genetik çok ilgimi çeken bir konudur
bize böyle faydalı bilgiler veren
hocamıza çok teşekkür
ediyorum .malesef genetik
okuyamayacagımm puanım yetmiyor burda
biraz farklı bir konuya deginecegim
genetige ilgim çok fazla sürekli okur
araştırırım bu tarz konuları ama
malesef ülkemizde özgürce egitimini
alamıyoruz neden egilimli olanlar
okuyamıyor küsüratla kaybediyoruz
böyle yerleri.. hayaller su da dogal
olarak .elbette ilgilenecegim genetik
ile ama farklı bir meslegim olacagı
kesin.buna bir çare lütfen..duyun
sesimizi..bizlerde gelecek vaat edip
böyle insanlıga faydalı işlerde
bulunmak istiyorz