İran ve savaşı uzaklaştırma senaryosu
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Dünya
ABD'nin Seçimi
Ortadoğu
Irak
Kıbrıs
AB
ABD
Genel
Balkanlar
O.Asya-Kafkaslar
G.Asya-Pasifik
Güney Amerika
Afrika
Dünya basını
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Dünya » Dünya basını

İran ve savaşı uzaklaştırma senaryosu

Körfez bölgesindeki siyaset vitrinine, açık savaşla tehdit dili tekrar döndü. Bu dil son aylarda nispeten gerilemiş ve yerine sakinleşme ve müzakere politikası belirmişti.

 DİĞER HABERLER

  DÜNYA - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Velid Nüveyhid *
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:31 TSİ 18 Temmuz 2008 Cuma

MANAMA - Siyaset arenasını işgal eden savaş söyleminin, şu iki olasılık arasında düşünülmesi mümkün: Fırtına öncesi sessizlik ve sessizlik öncesi fırtına. Fırtına çözüm, sakinlik ise fırtına yönünde bir adım olabilir. Yakıp yıkmak etrafındaki sert sözlerin, kulisler ardında hazırlığı yapılan bir anlaşmanın örtüsü olması muhtemel. Bölgesel çözüm etrafındaki sakin sözlerin ise savaşa hazırlık olarak yapılan hazırlıkların örtüsü olması ihtimaller içinde.
Haberin devamı

İran’ın bir yanda nükleer programla ilgili uluslararası teklifler paketine ve teşviklere yönelik itirazları var. Bir yandan da AB dış politika yüksek komiseri Javier Solana’ya, olumlu mesajlar gönderilmesi çelişkili bir durum yaratıyor. Solana zaten, İran’ın mesajını kapalı, zor ve analize muhtaç şeklinde niteliyor.

İran’ın kapalı mesajları, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner tarafından da “hayal kırıklığı” olarak nitelendi, ancak Kouchner bu ayın sonunda İran heyetiyle yapılması beklenen bir toplantıda bazı karışıklıkların aydınlatılması için fırsat verilmesini istedi.

BÖLGE GERGİNLİK ARTTIRICI AÇIKLAMALAR ŞÖLENİNE SAHNE
İran yanıtının iç yüzünün berraklaşmasını ve tablonun farklı yönlerinin netleşmesini beklerken bölge, gerginliği arttırıcı medyatik açıklamalar şölenine sahne oluyor. Bu gerginliğin hatları, doğruluğunu teyit etmek için kanıtlara ihtiyaç duyulan bilgiler ve yanlışlarla dolu açıklamalar, tatbikatlar ve medyaya bilgi sızdırmalarla çiziliyor. O halde ortada psikolojik bir savaş var.

Bu noktada sorulacak soru şu: ‘İran Ortadoğu’daki politikasında neye bel bağlıyor?’

Tahran, Washington’un Irak ve Afganistan bataklıkları, dağları ve kumlarından kurtulmaya kadir olmadığının göründüğü bir zamanda, üçüncü bir savaşa girmekten kaçınacağına bel bağlıyor. ‘Amerikan zayıflığı’ varsayımı, bölgede İran politikasının oluşmasında esaslı açıyı oluşturuyor. Bu varsayım, Mahmud Ahmedinejad’ın düşüncelerinde derin bir kanaate dönüşecek kadar büyüdü. Zira İran cumhurbaşkanı defalarca, ABD’nin yeni bir savaşa girmeye kadir olmadığını ve ABD’nin nükleer dosya ve uranyum zenginleştirmesi konusunda, ucuz ödünler sunuluncaya kadar, psikolojik baskıda bulunmak ve korkutmak için İran’a savaş tehdidinde bulunduğunun yüzde 100 olduğunu tekrarladı.

AHMEDİNEJAD’IN VARSAYIMINA KANIT LÜBNAN OLDU
Amerikan zayıflığı, Ahmedinejad’ın hareket noktasını oluşturuyor. Bu teorik varsayıma karşın, ortada İsrail’in 2006 yazında Lübnan’a yönelik saldırısının başarısızlığına binaen derinleşen bir pratik var. Lübnan örneği, bu teorik yaklaşımı doğrulayan canlı bir kanıta dönüştü. Pratik olarak, bu savaş gerçekleşirse, İran’ın Lübnan’ın 2006 yazında İsrail’i yenilgiye uğratması gibi ABD’yi yenilgiye uğratacağı belirtiliyor.

LÜBNAN’DAKİ DİRENİŞ İLE İRAN’DAKİ DEVLETİN ALAKASI YOK
O halde İran’ın bel bağladığı noktalar şu iki açı üzerine kurulu: Birincisi ABD’nin zayıflığı teorisi. İkincisi ise Lübnan’a saldırının yenilgiyle sonuçlanması. Bu iki noktaya binaen, İran’ın sert tutumunun ve Tahran’ın süper ülkelerin kendisine sunduğu teşvikler paketine olumlu yaklaşmayı reddetmesinin güç unsurlarıyla bağlantılı olduğu söylenebilir. Bu iki varsayım, savaşı uzaklaştırma ve İran’ın nükleer alandaki haklarından ödün vermemesi yönünde ilerleyen senaryonun içine oturtuldu.

Yalnız 2006 yılındaki Lübnan deneyimini, İran’la karşılaştırmak doğru bir yaklaşım değil. Çünkü Lübnan saldırısı, devlet olma yolundaki Hizbullah’a karşı yapılırken; İran’a yönelik saldırı, direkt devlete karşı yapılacaktır. Devlet mantığı ile İsrail’in Lübnan saldırısı sırasında ortaya çıkan direniş mantığı arasındaki hiçbir benzerlik yoktur. Dolayısıyla yakıp-yıkma söylemi, gerginlik ve endişe dilini aşan stratejik bir bakış açısına muhtaçtır.

* Bahreyn gazetesi El Vasat, 9 Temmuz 2008, Arapçadan çeviri: Halil Çelik

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

mahmut eren  - İstanbul
12 Ağustos 2008, Salı 12:53  
iran tarihinde hep müslümanlarla savaşmıştır.o amerikanın bir numaralı dostudur.numara yapıyorlar.asıl amaçları ehli sünnet inancını saptırmak.kesin vede kesin savaşmazlar.

ersin gök  - İstanbul
20 Temmuz 2008, Pazar 17:52  
amerika-iran savaşı olmuş olsa bu türkiye açısından hem olumlu hem de olumsuz olacaktır.ekonomik olarak olumsuz olacaktır fakat siyasi olarak olumlu olacaktır;çünkü iranda 45-50 milyonluk bir türk nüfusu vardır.işte bu yönden yararlı olacaktır bnce bu fırsat değerlendirilmeli soydaşlarımız acemlere ezdirilmemeli,ezilmemeli.....

alper  - Sivas
17 Temmuz 2008, Perşembe 16:27  
bence iranın nüklüer silah sahibi olmasının bize hiçbir yararı yok uzun vadede zaten dar olan hareket sahamızı iyice daraltabilirler ayrıca çevremizde israilin rusyanın amerikanın ve avrupalıların nüklüer silahları var biz arada kaldık bide iranın olursa hiç iyi olmaz bu yüzden amerika iranı hemen vurmalı

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları