HANGİ DİZİ HANGİ DALDA ADAY?
17 dalda aday gösterilen 30 Rock ve 16 adaylıkla e-2de yayınlanan Mad Men dizileri ilk göze çarpanlar yapımlar.
12 dalda aday gösterilen CNBC-e dizilerinden Pushing Daisies de ödül gecesinin iddialı yapımlarından.
Bir başka CNBC-e dizisi Two and A Half Menin başrol oyuncusu Charlie Sheen, komedi dalında en iyi erkek oyuncu adayları arasında.
Drama dalında en iyi erkek oyuncu adayları arasında Man Menden Jon Hamm var.
CNBC-e dizilerinden The New Adventures of Old Christine başrol oyuncusu Julia Louis-Dreyfusa komedi dalında en iyi kadın oyuncu adaylığı getirdi.
Dexterdan Nip-Tucka, Desperate Housewivesdan Chucka CNBC-e ve e-2de gösterilen pek çok dizi de çeşitli dallarda aday gösterildi.

Video: Adayları izleyin

MAD MEN HAKKINDA...
Mad Men, bir nevi zaman yolculuğu gibi işleyen öykülerden oluşuyor. Anlattığı olay tesadüfen geçmiş bir döneme denk düşmüyor. Aksine, o dönemin kendisi dizinin anlattığı şeyin önemli bir parçası: İnsanların adetleri, önyargıları, neyin normal bulunup neyin sıradışı, hatta aşırı bulunduğu.
1960ların Amerikasında, devrin özellikle eğlence ve iş dünyasının kalbi olan New Yorkta reklamcıların hayatını anlatan Mad Mende geçmişin bu tarafı önemli bir yer tutuyor. Dizinin bir ilginç yanı, reklamcılığın bir tür altın çağ kabul edilen bu yıllardaki şekline şemaline ve gelişimine bir pencere açmaksa, bir başka ilginç yanı da dönemin alışkanlıklarını ve davranış biçimlerini yeniden ziyaret etmek.
Zaman yolculuğu insanlığın en büyük fantezilerinden biri diyor dizinin yaratıcısı Matthew Weiner. Ve bir dizi eğer doğru yapılırsa, belli bir doku ve gerçeklik düzeyine sahip olursa, gerçekten inanılmaz bir deneyim. O döneme yapılan bu yolculuğun içinde mizah ve ilgi çekici bir hikâye de bulunması cabası.
60LARA GÖRE NORMAL VE ANORMAL
Özellikle bugün siyasi doğruluk tabir ettiğimiz açıdan biraz sarsıcı bir dünya bu: Irka, dini inanca ve özellikle de cinsiyete göre ayrımcılığın sıradan olduğu, muhtemelen günümüz Amerikan şirketlerinde doğruca cinsel taciz davasına uzanacak vaziyetlerin ofisteki kızlar tarafından her gün sineye çekildiği bir dünya. Herkesin işyerinde püfür püfür sigara tüttürdüğü, hatta içki içtiği bir dünya. Bazı açılardan günümüze kıyasla çok daha tutucu görünüme sahip, bazı açılardan ise -özellikle insanın dediklerinin ve yaptıklarının çevreye etkisi söz konusu olduğunda- günümüzdekine kıyasla daha serbest bir dünya.
İşte bu dünyaya girişimizi, reklamcı Don Draper (Jon Hamm) üzerinden yapıyoruz. Kendisi hayali reklam ajansı Sterling Cooperın kreatif direktörü. Tam da Amerikada bir serbestleşme trendinin başlangıcını simgeleyen 60larda çoğunun gıpta edeceği bir işe sahip Draper. Fakat işinin doğası gereği, sürekli baskı altında.
REKLAMCILIĞIN ALTIN ÇAĞINDA
Draper ve diğer Sterling Cooper çalışanları, gözde bir mesleğe sahip, gündüz yüksek tempoda çalışıp akşamları yüksek tempoda eğlenen profesyoneller. Önlerinde çeşitli kapılar açık duruyor, ne de olsa her şeyin beyaz erkeklerin lehine işlediği bir dünya Mad Meninki (ve cinsel devrim henüz çehresini göstermese de, nişanlı ya da evli erkeklerin başka kadınlarla birlikte olmasının sıradan olduğu bir dünya).
Öte yandan, her şey onların rahatına göre biçilip şekillendirilmiş gibi görülürken, Mad Menin şık reklamcılarının hayatında muazzam bir boşluk olduğu da rahatlıkla görülebiliyor. Yarı iyimserlik, yarı refah hissi vardı o zaman, ki bana sorarsanız günümüzü epey çağrıştırıyor bu diyor Matthew Weiner. O sırada çok sayıda insan New Yorka üşüşüyordu ve buna eşlik eden bir hedonizm vardı. Ama aynı zamanda o kibar, bastırılmış, resmî atmosfer de vardı. Dizide de bütün erkekler kendine Hepsi bu mu yani? diye, bütün kadınlar ise kendine Neyim var benim? diye soruyor.
Dizinin yaratıcısı Weiner, aslında öykünün tohumunu yıllar önce atmış. Adını duyurmasını sağlayan diziden, yani The Sopranostan önce. Weiner yedi yıl önce Mad Menin pilot bölümünün senaryosunu yazdığında TV kanalları 60lı yıllar reklamcılarının dünyasında geçen bu öyküyü dizi yapmaya yanaşmamış, ama senaryo Weinere yazar olarak The Sopranosun kapısını açan anahtar olmuş. The Sopranos yaratıcısı David Chase ona ileride Mad Meni yapmasında yardımcı olma vaadinde de bulunmuş. Yıllar sonra, Weiner bu hayalini gerçekleştirmiş durumda.
BAŞROLDE NİSPETEN YENİ BİR YÜZ
Dizinin başrolünde, yani Don Draper karakterinde Jon Hamm var. Hamm, TV dizilerinde tam anlamıyla yeni değil; yedi yıldır çeşitli dizilerde görünmüş. Öte yandan, çok tanınmış bir yüz de değil. Hammi eski moda bir erkeksiliğe ve zekâya sahip olmasının yanı sıra komik ve yakışıklı da olduğu için seçtiğini söyleyen Weiner, çoğu izleyicinin aktörü tanımayacak olmasının diziye faydası dokunacağı görüşünde: Oyuncuyu başka bir rolle ilişkilendirmezseniz, ona o rolde gerçekten inanıyorsunuz.
DİZİNİN OYUNCULARI
Dizinin diğer rollerindeyse kimi yine nispeten yeni, kimi epey tanıdık olan oyuncular var. Örneğin Draperın çalıştığı Sterling Cooper reklam ajansının ortaklarından olan Roger Sterling karakterindeki John Slattery, CNBC-e izleyicilerine bir başka diziden epey tanıdık gelecek: Kendisi Desperate Housewivesta Gabrielle Solisin yeni kocası (ve yeni Belediye Başkanı) Victorı oynuyor.
Yeni kız Peggy rolünde izlediğimiz Elisabeth Moss, küçük yaştan beri sinema filmlerinde (Imaginary Crimes, Heart of America, Girl, Interrupted) ve TV dizilerinde (Invasion, The West Wing) oyunculuk yapmış.
Dizinin diğer bir aktrisi January Jones da sinema filmlerinde deneyime sahip. Mad Menin Bettysini sinemada Bandits, Taboo, American Wedding ve Tommy Lee Jonesun yönetmenliğini yaptığı The Three Burials of Melquiades Estradadan hatırlayabilirsiniz.
Pete Campbell rolünde izleyeceğimiz Vincent Kartheiser de Another Day in Paradise, Mastermind, Crime and Punishment in Suburbia ve Alpha Dog gibi sinema filmlerinde rol almış, daha çok sinemada çalışmış bir oyuncu. Ancak Angel dizisinin hayranları onu hiç şüphesiz her şeyden önce Angelın oğlu Connor olarak hatırlayacaktır.
Joan rolündeki Christina Hendricks ise Without a Trace, Cold Case, Las Vegas gibi CNBC-e dizilerine konuk olmuş bir dizi oyuncusu. Ken rolündeki Aaron Stanton ise sinema ve TV oyunculuğuna adım atalı daha iki sene olmuş.
MAD MEN NEDEN BAŞARILI?
İşinin ehli profesyonel bir ekip tarafından hazırlanan Mad Meni başarıya götüren özellikleri şöyle:
1. Don Draper bilmecesi: Don Draper muhteşem bir görünüme, güce ve yaratıcı zekaya sahip. Fakat tam bir kadın avcısı, yalancı ve kim bilir daha ne özelliklere sahip. İnsan bu adama karşı ne hissedeceğini şaşırıyor. Küçümseme mi kıskançlık mı ya da merhamet mi? Yoksa hepsi birden mi? Dizinin yapımcısı Matthew Weiner Onu daha çok seveceğiz. Don kendi kendine onu insan yapan şeylerden uzaklaşıp uzaklaşmaması gerektiğini soruyor. Aslında kendisi de bir noktada sahtekar olduğunu biliyor. Artık bir şeyler hissetmek için çabaladığını göreceksiniz diyor. Don kendisi ve geçmişiyle barışabilecek mi bilinmez, ama kesin olan bir şey varsa o da bu kadar çok yönlü ve kendi içinde çelişkili bir baş karaktere sahip olması Mad Meni daha da heyecan verici kılıyor.
2. Mekan, mekan ve mekan... Menkenın mağazasının mermer lobisi, Deelite Coffee Shop ve ahşap bar... Dizinin sanat yönetmeni Dan Bishop böyle bir Manhattanı nasıl bulmuş olabilir? Los Angelesın şehir merkezinde. Bu yerlerin çoğu 1920li yıllarda inşa edilmiş ve sonra hiç el sürülmemiş diyor Dan Bishop.
3. Daktilolar: Dizinin yapımcıları o dönemin detaylarına bağlı kalmaya çalışmış olsa da birkaç şeyi atlamışlar gibi görünüyor. Dizide kullanılan IBM Selectric daktilolar bize her ne kadar o dönemi hatırlatsa da ortada küçük bir hata var. O daktilolar 1961 yılında piyasaya sürüldü. Yani dizinin geçtiği zamandan tam bir yıl sonra. Ancak dizinin set dekoratörü Amy Wellsin bu konudaki mazereti hazır. 1960ta çıkan modellerin çok sesli çalıştığını söylüyor. Orası bir reklam ajansı ve IBM için bir kampanya düzenliyorlar. Bu yüzden IBM onlara bir yıl önce bir numune yollamış olabilir. Kimse aksini iddia edemez, değil mi? diyor.
4. Etkileyici kıyafetler: Dizinin kostüm tasarımcısı Janie Bryant o dönemin modasını yansıtmak için her şeye başvurduğunu söylüyor. 60ların modasını yansıtmak için özellikle Look ve Esquire dergilerine baktım. Sürekli Spiegel mağazalarının kataloglarını karıştırıyordum. O dönemde kadın modasına canlı renkler hakimdi. Değişik mavi tonları ve garip yeşil tonları çok kullanılan renkler arasındaydı. Kadın modasının aksine erkekler daha muhafazakar giyiniyordu. Alfred Hitchcockun North by Northwest filmi o dönemin erkek modası için bir esin kaynağı olmuştu.
5. Yarı kaçık ev kadınının günlüğü: January Jonesun canlandırdığı Betty Draper karakterinin kontrolü yitirişini izlemek gerçekten heyecan vericiydi. Komşusunun güvercinlerini silahla vurmaya kalkışması ve çamaşır makinesiyle yaşadığı ufak macera onun mutsuzluğunun içten içe attığı çığlıklardı.. Weiner onun hikayesi aslında annelerimizin hikayesi diyor Betty hakkında. Bundan Bettynin özgürleşme sürecinin yakında, belki de ikinci sezonda gerçekleşeceği sonucunu çıkarabiliriz.
 |
|
6. Hayat bir partidir! Ya da öyle miydi? Her ofiste bir barın bulunduğu, yüksek sosyetenin martini eşliğinde yemek yediği zamanları düşünürsek 60lı yıllar insana gerçekten çok cazip görünüyor. Acaba gerçekten de öyle miydi? Her ne kadar birinci sezon sorunsuz gibi görünse de bu kadar içki ve eğlencenin ne gibi sonuçlara yol açtığını ileride göreceğimizi söylüyor Weiner. Bu davranışların hiçbiri sonuçsuz kalmayacak.
7. Dizinin kalbi: Peggy dizinin neşe kaynağı. Bu sezonun hikayesi Peggynin kendisine yapılan cinsel baskılara dayanamaması üzerine kuruluydu. Bir gün reklam yazarı olma hayalleri kuran sekreter Peggy, baskılarla baş etmenin yolunu yemek ve çalışmakta buldu. Böylece kendini gizleyip erkekler arasında yer edindi diyor Weiner. Peggyyi canlandıran Elisabeth Moss, karakterinin bu duruma göre değişen görüntüsüne prostetik ve dolgu malzemeleri sayesinde ulaştığını söylüyor.
8. Aksesuarlar: Eğer Donun ilginç sigara küllüğü, Midgenin plakçaları ve Bettynin ekoseli termosu eBayde satılsa, aksesuar sahipleri zengin olurdu. Dizide kullanılacak aksesuarları bulmak için tüm süpermarketleri, nalbur dükkanlarını ve interneti karış karış dolaşan Scott Buckwald, Bu aksesuarların yüzde 98i artık hiçbir yerde satılmıyor diyor. Dizide dikkat çeken eşyaların bir kısmı bizzat Mike Weinerın annesine aitmiş.