El Haliç gazetesi yazarı Saad Muhyu, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla ilgili yazısında, Türkiye’deki krizin bitmediğini belirterek; laik-İslamcı çekişmesinin dengede sürmesi, şiddetin patlak vermesi veya askeri darbe gibi üç olasılığın olduğunu söyledi.
İSTANBUL - Türkiye generallerinin ve laik sivil bürokrasisinin, demokratik rejime yönelik ferasetli olmayan adımların, ülkeyi ulusal felakete ve çıkışın olmadığı bir çukura sürükleyeceği bilincinde olmaları gerekmektedir. Ağır başlı Financial Times gazetesi birkaç gün önceki başyazısını bu türden şakraklı kelimelerle bitiriyordu. Gazete başyazısında İslamcı köklere sahip AKP’ye karşı “yargı darbesinin” ve hatta askeri darbenin yaşanması ihtimaline yönelik endişesini ortaya koyuyordu.
Evet. Darbe olmadı ancak darbenin yarısı gerçekleşti. Anayasa Mahkemesindeki 11 üyeden sadece 6 yargıç, AKPnin kapatılması yönünde oy kullanırken, kapatılma kararı 7 oya ihtiyaç duyuyordu.
Ne var ki; mahkeme, aynı zamanda başsavcının partinin laiklik karşıtlığının odağı haline geldiği suçlamasını teyit etti. Ayrıca ordunun yanı sıra Kemalist laik sistemin temel kalelerinden biri olarak görülen Anayasa Mahkemesinin başkanı Haşim Kılıç, kararın laiklik karşıtı faaliyetlerini durdurması gerektiği yönünde AKPye güçlü bir uyarı olarak görülmesi gerektiğini açıkladı.
Peki bütün bunlar son krizin nihai olarak bittiği ve Türkiyenin ulusal felaketten sakınıp şeytanın pençesinden çıktığı anlamına gelir mi?
Şu iki sebepten dolayı kesinlikle hayır: Birincisi; görünen o ki, Anayasa Mahkemesinin kararının veya daha güzel ifadeyle, kararsızlığının arkasında geçici bir anlaşma var. Belki de Türk ordusuyla ilgili iç şartların yanı sıra, hali hazırdaki krizi kuşatan uluslararası ve özellikle de Avrupa şartları böyle bir kararı getirdi.
İkincisi ve en önemli sebep ise, Türkiyenin geleceği üzerindeki laik-İslamcı çekişmesi, son olarak taraflar arasında birlikte yaşamı imkansız hale getirebilecek kaynama noktasına vardı. Bu durum Türkiyeyi yeniden ve belki yakın bir zamanda patlamanın ve ulusal felaketin eşiğine götürebilir.
Burada üç senaryo beliriyor: Birincisi hali hazırdaki laik-İslamcı çekişmesinin, zamanın taraflardan birini zayıf bırakması ve dolayısıyla güç dengelerini yeni temeller üzerinde yeniden çizmesi umuduyla hukuki, medyatik ve siyasi gel-gitler sınırında kalması.
İkinci senaryo, şiddetin patlak vermesi ve eski İslamcı lider Necmettin Erbakanın sürekli tehdit ettiği üzere çekişmenin kanla renklenmesi.
Üçüncüsü ise sadece yerel siyasi kartları karıştırmayacak ve aynı zamanda Türk dış siyasetlerinin bütün göstergelerini, NATO paktından çekilmek ve Kemalist laiklerin İslamcılara ve Kürtlere sevgi beslemek ve ülkeyi bölmek için komplo kurmakla suçladığı Batıyla bağların koparılması yönünde değiştirecek kaşla göz arasındaki bir askeri darbe.
Peki hangi senaryo gerçekleşmeye daha yakın?
Şu basit sebepten dolayı yanıt vermekte acele etmiyoruz: Türkiye şiddetle kaynıyor ve şiddetle çalkalanıyor. Dolayısıyla kendisi yakında hatta belki çok yakın zamanda bu soruya cevap verecektir. Sadece Anadolu ülkesinin değil, bütün Ortadoğu bölgesinin geleceği bu sorunun yanıtına bağlı kalacaktır.
Saad Muhy Birleşik Arap Emirliklerinde yayımlanan El Haliç gazetesi, 3 Ağustos 2008. Arapçadan çeviri: Halil Çelik
Herhangi bir kriz çıkmaz artık, ülkenin
heryerinde her kesiminde, ülkenin
aleyhine ne kadar iş varsa yapılmaya
başlandı. Bazen bu ülkeyi seven herkesin
Atatürk zamanında öldügünü düşünmekten
kendini alamıyor insan. En güven
duydugumuz ordu bile AB ye ABD ye karsı
gelmemek için herşeye göz yummakta.
Böle bi durumda nası darbe olabilir ki.
zaten islami darbe olmuştur, ölen
cumhuriyettir.
serzgin karacan - Iğdır
07 Ağustos 2008, Perşembe 10:25
türkiye hakkında böyle yazıları biz
cumhuriyetin kuruluşundan beri
görmekteyiz.bunun nedeni türkiye yi
bir kargaşa ve korku ülkesi haline
getirme çabasıdır. görüldüki türk
demokrasisi işliyor bunu değiştirmeye
çalışıyorlar. ülkemizde hareketli
günlerin yaşandığı doğrudur ama bu
hareketlilik her ülkede olabilecek
tarzdan hareketliliklerdir.