7 kişiden birinin ruh sağlığı bozuk
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Genel

7 kişiden birinin ruh sağlığı bozuk

Dünya üzerinde her 7 kişiden 1’i ruhsal bir sorun yaşıyor. Türkiye’de ise kendilerini değersiz hisseden, öfke patlamaları yaşayan milyonlara her gün bir yenisi ekleniyor ve panik atak salgın gibi yayılıyor.


 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:47 ET 13 Ekim 2008 Pazartesi

İSTANBUL - NTVMSNBC Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde Türk insanının mevcut ruh halini uzmanlara sordu. Psikiyatrlar ve sosyologlar son ekonomik kriz ve terör olaylarının çok da iyi durumda olmayan ruh sağlığımızı daha bozacağını söylediler. Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi Kemal Sayar, “Gelecek belirsiz, mali piyasalar o kadar oynak ki her an herkes işsiz kalabilir, varlığını yitirebilir. Bu da dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ruhsal rahatsızlığa yakalanma riskini artırıyor. Panik atak Türkiye’de giderek bir salgın boyutuna varıyor” dedi. Prof. Dr. Yankı Yazgan “Psikiyatra başvuranların sayısında 99’dan bu yana ciddi artış var. Kendilerini değerli hissetmeyen milyonlarca insanla dolu bir ülkede yaşıyoruz” diye konuştu. Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı da durumumuzu, “Kimse hayatından memnun değil” sözleriyle özetledi.
Haberin devamı

Dünya üzerinde en fazla yeti yitimine neden olan 10 hastalıktan 4’ünü (depresyon, şizofreni, alkol-madde kullanım bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluğu) ruhsal hastalıklar oluşturuyor. İnsanlar bu hastalıklar yüzünden çalışamaz, işe gidemez sosyal ya da mesleki işlevlerini yerine getiremez hale geliyorlar. Ruhsal rahatsızlıklara yol açan pek çok faktör var; yoksulluk, kötü yaşam koşulları, savaş, işkence, afet ve benzeri travmalar, sağlık ve sosyal güvencenin olmayışı, zorunlu göç, ayrımcılık ve genetik faktörler...

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin açıkladığı rakamlar da her 7 kişiden 1’inin “hasta” olduğunu gösteriyor:

* Dünya üzerinde ruhsal hastalığı olan kişi sayısı 500 milyon ulaşmış durumda.
* Bu, her 7 kişiden 1’inin tedavi gerektirecek derecede ruhsal sorunu olduğu anlamına geliyor.
* Her 4 kişiden 1’i de yaşamının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkileniyor.
* Ruhsal hastalıkların bu kadar yaygın olmasına karşılık, rahatsızlığı olan her 7 kişiden ancak 1’i tedavi için sağlık kuruluşuna başvuruyor.

Prof. Dr. Yankı Yazgan (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi):
KENDİLERİNİ DEĞERSİZ HİSSEDEN MİLYONLAR
Genel olarak insanlara baktığımızda, sokaktaki insana baktığımızda yüzlerindeki endişeyi okumak mümkün. Kimse kendini güvenli bir ortamda hissetmiyor. Ruh sağlığını korumayla görevli meslektaşlarımızın işi zor. Çünkü bulunduğumuz ülkenin insanların gelişmesine uygun ortam yaratmayı bırakın; geçmişte yaşanan sarsıcı olayları depremler, krizler, darbeler, terör vesaire ile ülkemizin yüzlerce yıllık tarihine baktığımızda; hırpalanan, insanların kendilerini değerli hissetmediği bir geçmiş görüyorsunuz. Özellikle Türkiye’de insanların genel durumuna baktığımızda güvenli bir ortamın ihtiyacı içinde olan, kendilerini değerli hissetmeyen milyonlarca insanla dolu bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye’de psikiyatriye başvuru oranında 1999’dan bu yana ciddi bir artış var.

AŞIRI YÜKLENMEYLE KIZGIN İNSANLAR TOPLULUĞU
Her şeyin süt liman olduğu toplumlarda da ruhsal bozuklukların iyi ya da kötü, ama aynı oranlarda ortaya çıktığını biliyoruz. Fakat toplumsal çalkantılar, travmatik durumların ortaya çıkardığı problemler, daha ziyade tek başına hastalık olarak adlandırılamayacak düzeyde. Öfke duygusunu her an ortaya çıkarmaya hazır bir şekilde beklediği bir kızgın insanlar topluluğu haline geldiğimizi görebiliyoruz.

Bu durumun hastalıklardan farkı, yapısal hastalıklarda hiperaktiviteye kadar uzanan problemler ön plandayken, toplumsal psikolojik bozulmalarda bir tür aşırı yüklenme halinin daha çok rol oynadığını görüyoruz.

RUH SAĞLIĞI KAMUNUN ÖNCELİĞİNDE DEĞİL
Ruh sağlığı hizmeti temelde bir kamu hizmeti ama ülkemizde kamu sağlığı hizmetleri de kazandırdığı parayla ölçülür hale geldiği için gerek yetişkinlere yönelik, gerek çocuklara yönelik ruh sağlığı hizmetleri yüksek ücretle sunulan hizmet olmadıkları için ikinci derecede meseleler olarak görülüyor. Oysa ruh sağlığı toplumun temel omurgasını oluşturur. TBMM’de bekleyen bir Ruh Sağlığı Yasası var. Değişik meslek kuruluşlarının işbirliğiyle kotarılmış olan bir yasa taslağı ama 2B gibi menfaat sağlayıcı özelliği olmadığı için herhalde devamlı arka sıralara itiliyor. Ruh sağlığı hizmeti maalesef kamunun önceliği olarak görülmüyor.

ETİKETLENME KORKUMUZ VAR
Farklı olduğumuz etiketini alma endişesi sonuçları açısından özellikle insanları etkiliyor. Bir dışlanma doğurabileceği kaygısı insanlara caydırıcı geliyor. Ruh sağlığının bozulduğu durumların yüzde 85-90’ı klasik anlamda akli dengenin korunduğu, insanların “normal” yaşantılarını görünüşte sürdürebildikleri, bir etiketlenme ihtimali olmadığı durumlar.

Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı ( Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi):
KİMSE HAYATINDAN MEMNUN DEĞİL
İyi ruh hali kendinden ve hayattan mutlu olmakla ölçülüyor. İnsanlara soruyorlar, “Hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?” diye. Türkiye memnuniyet sıralamasında çok alt sıralarda yer alıyor. En mutlu ülkeler İskandinav ülkeleri. Danimarka çok üst sıralarda. Bu da tabii genel refah düzeyiyle, travmaların olmaması, hayatın önceden belirlenebilir olması, kötü sürprizlerin çok az olması ile ilgili... Türkiye’de bunların hiçbiri yok. Araştırma bulguları bunları gösteriyor. Türkiye’de insanlar hayatlarından memnun değiller.

HÂLÂ PSİKOLOĞA GİTMEK DELİLİK DENİLİYORSA...
Türkiye’de sağlık hizmetleri yeterli değil, ruh sağlığı hizmetleri ise büsbütün yetersiz. Sadece hizmet değil, insanların bilinci de son derece yetersiz. Hâlâ bir psikoloğa gitmek, deli olmak anlamına geliyor. Dolayısıyla varolan hizmetlerin de çok verimli bir şekilde kullanıldığı söylenemez. Özellikle okullardan başlayarak psikolojik danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Erken yaşlardan itibaren destek verilmesi gerekiyor. Problemler ortaya çıkmadan önce önleyici ruh sağlığı hizmetlerine önem vermek gerekiyor. Burada bizdeki anlayış pek güncel değil, geride kalmış halde. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde hem halk sağlığı bakımından hem de genel sağlık hizmetleri bakımından önleyici hekimlik öne çıkmıyor, oysa bu gerekiyor.

BİZİ EŞİMİZ DOSTUMUZ AYAKTA TUTUYOR
Bizim toplumumuzda beraberlik kültürü var. Batı toplumları bireyci toplumlardır ve yalnızlaşma onların bir hastalığıdır. Bizde böyle değil, hiç değilse o tarafımız iyidir. Beraberlik kültürümüz olduğu için bu psikolojik sağlığa önemli katkıda bulunuyor. İnsanları konuşabilecekleri, dertleşebilecekleri eşi, dostu, komşusu, akrabası var. Bunu da korumak lâzım. Bu, çünkü bizim psikolojik olarak güçlü yönlerimizden, olumlu yönlerimizden biri. Bu yalnızlaşmaya, bireyselleşmeye özenmemeli.

Doç. Dr. Kemal Sayar (Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi):
TÜRK İNSANI ŞERBETLİ AMA BELİRSİZLİK ENDİŞE GETİRİR

Türkiye gibi bir ülkede hadiseler, toplumsal ve siyasi çalkantılar çok sık yaşandığı için insanların bir ölçüde şerbetli olduğunu söyleyebiliriz. Bu olaylar bir refah toplumunda ortaya çıksa çok ciddi sıkıntılara yol açabilir ama Türkiye toplumunda insanlar zaten böyle bir beklentiyle yaşadıkları için ruh sağlıkları hemen bozulmuyor. Fakat öte yandan bir de insan ruhunun evrensel kuralları var. Türkiye halkı bir ölçüde şerbetli olsa bile insan psikolojisi belirlilik arıyor. Belirsizliğin çok fazla olduğu yerde endişe bozuklukları tırmanır. Bugün Türkiye’de endişe bozukluklarının, depresyonun da görece olarak yükselişte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

PANİK ATAK SALGIN BOYUTUNDA
Gelecek çok belirsiz; mali piyasalar o kadar oynak ki her an herkes işsiz kalabileceğinden, varlığını yitirebileceğinden endişe duyuyor. Bu da bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ruhsal rahatsızlığa yakalanma riskini artırıyor. Bu durum en çok endişe bozukluklarını tırmandırıyor. Panik atak Türkiye’de giderek bir salgın boyutuna varıyor. Depresyon çok yaygın bir şekilde karşımıza çıkmaya başladı. Sokaktaki pek çok insan bugün antidepresan ilaçlarla hayatın zorluklarına mukavemet etmeye çalışıyorlar. Panik atak, ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbeti. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratıyor. Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünüyor. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek istiyor.

HASTAYI YATIRAMIYORUZ VE TAKİP EDEMİYORUZ
Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri çok yetersiz. Psikiyatri hastalarını yatırabileceğimiz yatak kapasitemiz çok düşük. Hastaların takip ve tedavisi konusunda zorluklar yaşıyoruz. Bu tür rahatsızlıklarda ilaçları uzun süre kullanmak gerekebiliyor. Özellikle daha ağır rahatsızlıklarda biraz toplumumuzun genel olarak eğitimsizliğinden, biraz da sağlık sisteminde böyle bir organizasyonun olmamasından kaynaklanan durumlardan dolayı hastaları takip edemiyoruz. Dolayısıyla hastalarımız hastalığının aktif dönemlerinde tedavi edilse bile takipleri doğru dürüst yapılamadığı için yeniden rahatsızlanıyor. Rehabilitasyon hizmetleri de çok zayıf. Ağır ruhsal rahatsızlığı olan insanların topluma kazandırılması yönünde yeterli çaba yok.

 
NTV Haber paketine abone olmak için tıklayın

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Emre Kaçar  - İstanbul
10 Ekim 2008, Cuma 22:39  
Nedense bu haberi okuduğumda içim soğudu adeta. Bilmiyorum, belki de bize kendimizi değersiz hissetiren diğerlerinin de aynı dertten mustarip olması bir parça olsun adalet hissini uyandırdı. Buı ülkede büyük bir sevgisizlik hissediyorum.

Burak Çaldıran  - İstanbul
10 Ekim 2008, Cuma 22:27  
Yoga mı? Emek lazım, ekmek! İş lazım, iş! Nişantaşı zihniyetiyle bu sorunlar çözülmez.

zeynep ize cevap  - İstanbul
10 Ekim 2008, Cuma 21:28  
sevgili zeynep iz güzel ve haklı yorumlarına katılıyorum fakat; 7/1 = 7 7/6 ~= 1.17 ters yazmışsın :)

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları